"Dünya ise; bütün şa'şaasıyla ahirete nispeten bir zindan hükmündedir.." BEDİÜZZAMAN

25 Kasım 2011 Cuma

DOĞUM SONRASI HAYAT

Bugün miniğin dünyaya gelişinin 22. günü.. Zaman hızlı, yorucu ama bir o kadar güzel geçiyor..  Zor ve problemli bir doğum yaşadığım için sıkıntıları atlatmam biraz uzun sürdü. Ama çok şükür gün geçtikçe kendimi daha iyi hissediyorum. Doktorum bu tarz doğumlardan sonra depresyonun çok yaygın görüldüğünü ve kendimi bırakmamam gerektiğini söyledi.. Herşey geçti şükür.. Çok daha kötü sonuçlar olabilirdi.. Rabbim bizi korudu.. Şimdi canım annemin dediği gibi bize kalan güzelliğe bakmak en doğrusu.. Miniğin her hali bizim için ayrı bir sevinç ayrı bir şükür konusu.. Çok ama çok klasik olucak ama yaşamadan bilinmiyormuş.. Anne olmak dünyanın en güzel duygusu.. Yaşanılan tüm zorluklara rağmen evladının kokusunu duymak herşeye değiyor.. Ben normal doğuma gidip epey bir süre sancı çektikten sonra bazı risklerden dolayı tam doğum esnasında sezeryana alındım.. Sonuçta bir ameliyat geçirildiği için toparlanmak normal doğuma göre biraz daha uzun zaman alıyor.. Bu süreyi annemle geçirmek -onun ilgisi ve şefkatiyle- çok daha kolay..  Şimdi taze anne,baba ve anneanne olarak miniğin mutluluğu bizim için herşeye değiyor.. Allah bu mutluluğu daim etsin ve isteyen herkese yaşatsın.. Sevgi ve dua ile..

6 Kasım 2011 Pazar

ÇİFTE BAYRAM:)

3 Kasım perşembe günü minik oğlumuzun dünyaya gelmesiyle bayramımız daha da mutluluk içinde geçiyor, çok şükür.. Rabbim tüm isteyenlere bu güzel duyguyu hayırlı zamanda yaşatsın inşallah.. Herkesin evlatlarını ailelerine bağışlasın.. Amin...
Hayırlı bayramlar...

16 Ekim 2011 Pazar

HER AN HERŞEY DEĞİŞEBİLİR...

Gebelik süreci ne kadar sürprizlerle doluymuş.. Sanırım ilk gebeliği olanlar bunu daha fazla hissediyordur. Herşey her an değişebiliyor.. Değişmeyen tek şey endişheli ve meraklı bekleyiş..
Dün doktor kontrolüm vardı.. 36. haftadayım artık.. Geçen kontrolümde doktor "bebeğin baş çevresi biraz büyük görünüyor onun için sezeryan daha uygun olur" demişti. Dünkü kontrole göre ise "normal doğum da olabilir şu an baş çevresi normal büyüklükte" dedi.. Ben biraz korkmakla beraber normal doğum yapmak isteyen biri olarak tam kendimi sezeryan olayına alıştırmaya başlamıştım ki şimdi yine normal doğum da olabilir düşüncesiyle bir değişik oldum.. Tabi olaylar nasıl seyredecek sonuç olarak nasıl bir doğum nasip olacak bilemiyorum.. Anladığım kadarıyla bu doğum olayının bir öngörüsü olmuyor.. Duruma göre hareket ediliyor ve bu bence duygu durumu epeyce karmaşık olan anne adayları için biraz zor bir süreç.. Yapılacak en güzel şey tevekkül edip, Allah'a sığınmak.. Yoksa işin içinden çıkmak zor oluyor.. Mesela 20'li haftalarda da bir doktor kontrolümde doktor bebeğin gelişimi 2 hafta geride demişti.. O kadar üzüldüm ki anlatamam.. Ama bir sonraki kontrolümde 1 hafta öndeydi gelişim, çok şükür.. İşte böyle gelgitler yüzünden bazen kötü hissediyorum.. İçim sıkılıyor, ağlamaklı oluyorum sık sık.. Ama yine de Rabbime binlerce şükür en azından göründüğü kadarıyla şu an için sorunsuz bir gebelik dönemi geçiriyorum.. Şimdi tek istediğim sağlıklı bir şekilde doğum yapmak ve miniğin her bakımdan iyi olduğunu görebilmek.. Allah hepimizin yardımcısı olsun.. Sevgi ve dua ile... 

13 Ekim 2011 Perşembe

FIRINDA ETLİ PATLICAN


Bu aralar günler çok yoğun geçiyor..  Hala ısrarla işe gitmeye devam ediyorum.. Memur olsaydım resmi iznim çoktan başlamış olcaktı.. Normal saatlerinde olmasa da geç gidip erken gelerek bir şekilde denge kurmaya çalışıyorum. Bakalım kendimi iyi hissettiğim sürece gitmeye devam edicem inşallah.. Ama son zamanlarda daha çabuk yorulur oldum. Kendimi çok enerjik hissettiğim zamanlarda bile az bir işle çok yorulduğumu farkediyorum. Dün evimizde doğalgaz tesisatı ile ilgili bir çalışma yapıldı. Ustalar gittikten sonra evin hali oturup ağlanacak cinstendi.. Eşim gelince biraz toparlarız diye düşündüm. Zaten bugün temizlik olcağı için sadece ayakkabıyla dolaşılacak moddan çıkması yeterliydi..:) Ama ben birkaç eğilip kalkmadan sonra artık değil birşey yapmak ayakta duramıyacak duruma geldim. Eşim sağolsun gerektiği kadarını yaptı da içim rahat etti. Çok şükür bugün  normal moduna girdi ev...
Bu yemeği geçen hafta birgün yapmıştım. Ama bir türlü elim deyip de yazamadım. Patlıcanla yapılan yemekler de benim favorilerim arasındadır. Evlenip de buraya geldiğim de gördüğüm yeni yemeklerden biri de ismi "tava" olan bir yemekti. Aslında niyetim o yemeği yapıp paylaşmaktı ama evde biber olmadığını farkedince doğaçlama olarak bu yemeği yapmaya karar verdim..

Malzemeler:
6-7 adet küçük ve ince patlıcan
250 gram kadar kuşbaşı et
1 orta boy soğan
1 tatlı kaşığı biber salçası
1/2 tatlı kaşığı domates salçası
1 orta boy domates
Tuz

Yapılışı:
-Öncelikle kuşbaşı eti 1,5 saat kadar haşlıyoruz. (Tamamen yumuşak hale gelinceye kadar, etin cinsine göre süre değişebilir)
-Bu arada alaca olarak soyduğumuz ve bol tuzlu suda beklettiğimiz halka şeklinde doğranmış patlıcanları teflon tavada az yağda hafif kızartıyoruz.
-Çok az miktar sıvıyağda pembeleştirdiğimiz ince doğranmış soğanlara domates ve biber salçasını biraz sulandırarak ilave ediyoruz..
-Daha sonra soğan salça karışımına haşlanmış etlerimizi ve tuzu da ilave ederek 3-4 dakika kavuruyoruz.
-Borcamın altına hafif kızarmış patlıcanları diziyor ve üzerine etli harcımızı yayıyoruz. En üste de domates dilimlerini diziyoruz. Az miktarda sıcak su ekleyerek fırında -200 derecede- 15-20 dakika pişiriyoruz..
-Patlıcanlı ve etli yemeklerin vazgeçilmezi pirinç pilavıyla servis edip afiyetle yiyoruz..:)



5 Ekim 2011 Çarşamba

ZEYTİNYAĞLI BİBER DOLMASI

m
Bu aralar kendimi sarma dolma işine verdim..:) Sanırım kendimi aşıyorum, iyice bir ev hanımı moduna girmeye başladım..:) Geçen hafta Cumartesi günü Maraş'ın pazarında minik minik dolmalık biberleri görünce dayanamadım. Eşim sağolsun benim aksime sarma dolmayı pek sevmez. O sevmeyince benim de pek yapasım gelmiyor.. Ama bu biberler kendisini de cezbetti demekki alırken hiç sesini çıkarmadı.. Yarım kilo aldım ama boyutları çok küçük olduğu için 25 tane kadar geldi.. Tabi benim bu küçük sevimli şeylerin acı olabileceği hiç aklıma gelmemişti.. Taa ki biberleri ayıklamayı bitirince ellerim alev alev yanıncaya kadar..:) Normalde acı severim problem yok ama gebelikten dolayı çektiğim reflü acı yiyince öyle bir şiddetleniyor ki anlatamam.. Bu sebeple mümkün mertebe acıdan uzak durmaya çalışıyorum.. Neyseki biberlerin acısı elime aksettiğinden biraz daha az çıkınca ben de yiyebildim..:) Biberleri doldurup tencereye dizince tencerede kalan boşluk ve artan içten dolayı 1 tane iri kıyım pembe domatesi de ortadan bölmek suretiyle doldurdum.. Hem yer dolmuş oldu hem de iç bitti şükür.. Çünkü kalınca buzluğa da kaldırsam bir şekilde israf olup gidiyor, kullanamıyorum.. Tamamen bitmiş olması beni sevindirdi..



Tarifine gelince..
İçi için;
-20 tatlı kaşığı bulgur
-5 tatlı kaşığı pirinç
-Büyük bir soğan
-2 diş sarımsak
-1 tatlı kaşığından biraz az biber salçası
-1/2 tatlı kaşığı domates salçası
-Nane
-Karabiber
-Maydanoz
-Tuz
-Zeytinyağı
Üzerine;
-1 domates (kapak yapmak için)
-Yarım tatlı kaşığı kadar domates salçası
-Kaşığın ucuyla çok az miktarda biber salçası
-Sıcak su
-Tuz
-Zeytinyağı

Dolma ve sarma içinin daha hafif, daha lezzetli ve daha sağlıklı olması için püf noktalarından biri de pirinçle bulguru karştırmakmış.. Bunu bizzat yediğim sarmadaki lezzet farkını hissedince tecrübeli birilerine sorarak öğrendim..:) Benim lezzeti çok hoşuma gittiği ve kalorisi daha az olduğu için çoğunluğunu bulgur koyarak yaptım. Tabi damak tadına göre değiştirilebilir..
Bulgur ve pirinci iyice yıkayıp içi hazırlayacağım kaba aldım.. Soğanı ince ince doğrayıp ve sarımsağı rendeleyip içine ilave ettim. Salçalar, baharatlar, maydanoz ve tuzu da ilave ettikten sonra zeytinyağını koyup güzelce harmanladım.. Zeytinyağı ne az ne de çok olmalı.. Az olunca kuru oluyor malum.. Ayarını iyi yapmak gerekiyor.. Bunun için de göz kararı denen şeyin oluşmuş olması lazım.:) Önceden en korktuğum şeydi ama insan yapa yapa alışıyor..
İçimizi hazır ettikten sonra dolmalarımızı bulgur ve pirincin şişeceğini de göz önünde bulundurarak dolduruyoruz. Sıkı sıkı bastırmamak ve üzerinden biraz boşluk bırakmak iyi oluyor.. Doldurma işlemi bitince küçük küçük kestiğimiz domateslerle üzerine kapak yapıyoruz ve tencereye sıralıyoruz..
Bir kaseye domates ve biber salçasını aldıktan sonra üzerine biraz tuz ilave ediyoruz ve sıcak suyla salçayı iyice eziyoruz.. Kasedeki suyu tencereye koyuyoruz.. Ama dibinde biraz ezilmemiş salça kalabiliyor ve kasenin ölçüsüne göre birkaç kase su koymak gerekebiliyor. Bunun için dipteki salçayı her seferinde karıştırarak biberlerin aşağı yukarı yarısına gelinceye kadar tencereyi su ile dolduruyoruz.. Önce yüksek ateşte, su kaynamaya başlayınca da kısık ateşte biberlerin ve pirincin iyice piştiğini görünceye dek pişiriyoruz. Afiyetle yiyoruz..:)
NOTLAR:)
1.Pişirme tamamlandığında tenceredeki suyun tamamının bitmiş olması gerekmiyor.. Hatta dibinde biraz su kalması daha sonra artanı ısıtarak yemek isterseniz işe yaramış oluyor..
2.Pişirmeye başlamadan önce tıpkı sarmada olduğu gibi biberlerin üzerine de bir tabak kapatırsanız kaynama esnasında düzgün bir şekilde yerlerinde durmasını sağlayabilirsiniz..
3.Tencereyi ocaktan almadan 10 dakika kadar önce tabağı kaldırıp biberlerin üzerinden biraz zeytinyağı ilave edebilirsiniz...;)

3 Ekim 2011 Pazartesi

HAFTASONU KAHVALTISI


Evlenmeden önce İstanbulda başka bir eczacının eczanesinde yardımcı eczacı olarak çalışıyordum. İstanbulda eczanelerin çalışma şartları çok ağır. Cumartesi dahil sabah 9 akşam 7 hatta yaz aylarında 7.30.. (Belki çok daha ağır şartlarda çalışanlar da vardır ama benim bünyem bunu bile zor kaldırıyordu) Hal böyle olunca geriye kalan 1 günde ne yapacağımı şaşırıyordum. Tabi o zamanlar evli olmadığım için evle ilgili de pek bir sorumluluğum yoktu. Şu an olsa nasıl yaparım hiç bilmiyorum.. Neyse evlendikten ve buraya geldikten sonra en güzel şeylerden biri de cumartesi pazarın tatil olması ve çalışma saatlerinin daha az olması oldu diyebilirim.. Tabi artık kendi eczanem de olunca -çok şükür- saatlerimi kendime göre ayarlayabiliyorum...
Hafta içi eşim kahvaltı etmeden evden çıkıyor. Hamileliğimden önce -her ne kadar çok sağlıksız olduğunu bilsem de- ben de birşey yemeden öğleye kadar duruyordum. Şimdi mutlaka birşeyler yemeye çalışıyorum. Tabi tek başına hiçbir tadı olmuyor. Biz de hafta sonları daha özenli kahvaltılar yapmaya çalışıyoruz. Artık ben kendimi çok da yormamak için öyle çok özel birşeyler yapmasam da yine de kendime göre özeniyorum. Bu sofra da cumartesi sabahı kahvaltımıza ait.. Patates kızartması favori kahvaltılığımız..:) Bu arada şunu söylemeden edemiycem patates kızartmasını çok tükettiğimiz için en sonunda epey bir araştırma sonucunda Tefal'in bir kaşık yağ ile 1 kilo patates kızartan Actifry fritözünden aldım. Gerçekten çok memnunum. Tarif kitapçığında bir sürü alternatif var ama sadece patataes kızartmak için bile alınabilir diye düşünüyorum.   Sadece ilk birkaç kızartmada makinenin kendine has değişik bir kokusu siniyor yiyeceklerin üzerine ama o da sonra geçiyor. Almak isteyip de kararsız olanlar varsa kesinlikle tavsiye ederim. Kahvaltıyla başlayıp reklam kuşağıyla biten biraz karışık bir post oldu..:) 
Herkese iyi haftalar diliyorum..

24 Eylül 2011 Cumartesi

SON DOKTOR KONTROLÜM VE GEBELİKTE KULLANDIĞIM BİRKAÇ ÜRÜN

Normal şartlarda doktor kontrolüm bugündü. Ama biz randevuyu geçen ayın kontrolünde aldığımız için eşimin nöbetine denk geldiğini hiç farketmemişiz. Bunu farkedince perşembe günü doktorumu aradım ve randevuyu perşembeye aldırdım. Kontrolüm sorunsuz geçti şükür. 33. haftanın içerisindeyim. Minik 1900 g olmuş maşallah:) Ben de an itibariyle yaklaşık 7 kilo almış bulunuyorum.
Doktorumla bu sefer doğum şekliyle ilgili de konuştuk. Bebeğin baş çevresi biraz büyük olduğu için sezeryan önerdi. Hayırlısı bakalım. Duruma göre bayram öncesi veya sonrası olabilir dedi. Rabbim en uygun şekilde denk getirir inşallah.
Bu kontrolümde ilk kez NST de yapıldı. Belinize bağlanan kemer gibi bişeylerle yaklaşık 15 dakika kadar bebeğin kalp atışları dinleniyor. Sanırım bundan sonraki kontrollerde hep bakılacak. Bir dahaki kontrolüm 3 hafta sonra.. İnşallah herşey yolunda gider ve minikle vaktinde kavuşmak nasip olur..:) 

**Bunların dışında gebeliğin belli dönemlerinden beri kullandığım birkaç üründen bahsetmek istiyorum.


İlki anne adaylarının korkulu rüyası olan gebelik çatlaklarıyla ilgili olan LİERAC PHYTOLASTİL JEL.. Yaklaşık olarak 16. haftadan beri kullanıyorum. İlk zamanlar çok düzenli kullandığımı söyleyemem. Ama karnım büyümeye başladığından beri günde bir kez sürmeye çalışıyorum. Gerçekten faydasını gördüm Şu an için herhangi bir çatlak, çizgi meydana gelmedi. Maşallah diyim:) Bu konuda genetik faktörlerin çok önemli olduğu söyleniyor. Annemin karnına baktığım da durum pek de iç açıcı görünmüyordu. İnşallah benim için geçerli olmaz. Şu ana kadar bir problem olmadı şükür.


 
İkinci ürünün aslında direkt olarak gebelikle bir alakası yok. Ama gebelikte diş ve dişeti problemleri ortaya çıkabildiği için yazmak istedim. Ben normalde de hassas dişetlerine sahip olduğum için gebelikle beraber dişeti kanamalarım ve çekilmelerim artmıştı. PARADONTAX diş macununun bu konuda gerçekten çok faydasını gördüm. Birkaç gün içerisinde dişetlerimdeki çekilme hemen kesildi. Kanama zaman zaman oluyor. Ama çekilme geri dönüşümsüz bir olay olduğu için açıkçası bunun geçmiş olması benim için daha önemli. Bunu kullanırken diş fırçasının da yumuşak olması  ve mutlaka diş etinden dişlere doğru süpürme hareketini nazikçe yapmak gerekiyor. Yalnız macunun tadı bildiğimiz o fresh macun tadlarına hiç benzemiyor.. Epey bir değişik.. Ama ne yapalım gülü seven dikenine katlanıyor...:)



Üçüncü olarak kullandığım balık yağındaan bahsetmek istiyorum. Gebeler ve bebek için omega-3 almanın önemi tartışılmaz. Yaşadığım yer itibariyle de omega-3 ten zengin balık bulmam oldukça zor. Hal böyle olunca takviye olarak hergün 1 kapsül alıyorum. Kapsüller oldukça büyük. İlk aldığımda yutamam diye çok gözüm korkmuştu ama çabuk alıştım:) Benim kullandığım SOLGAR'ın ürünü. İçerisinde 30 ve 60 kapsül olan iki formu bulunuyor.  Bunların dışında fiyatı daha uygun olan MARİNCAP isminde de bir balık yağı mevcut. Doktorlar bunu da öneriyor. Ben ilk olarak doktoruma danışmadan aldığım için bunu seçmiştim. Yoksa her ikisi de kullanılabilir. Ama gebelikte her balık yağı kullanılmıyor. Bazı balıklardan elde edilen yağlar vücutta birikerek toksik etki yapabiliyor. Bunun için mutlaka gebelerin kullanabileceği belirtilen ürünlerden almak gerekiyor.


Dördüncü ve son olarak da LANSİNOH merhemden bahsetmek istiyorum. Bu ürünü gebe veya doğum yapmış çoğu kadın biliyordur herhalde. Göğüs ucundaki çatlaklar için ideal bir merhem. Ben şimdiden biraz hassasiyet hissettiğim için ara sıra kullanıyorum. İnşallah doğumdan sonra çok kullanma ihtiyacı hissetmem. Ürünün en güzel özelliği sürdükten sonra bebeği emzirirken silinme gerekliliğinin olmaması. Anneler için pratik ve etkili birşey.. İçeriğinde de sadece saf lanolin var. Bu doğal bir madde ve bu yüzden bebeğe bir zararı olmuyor..

Benden şimdilik bu kadar.. Sanırım yazdığım en uzun yazılardan biri oldu. Ama kullanıp memnun kaldığım şeyleri paylaşmak istedim. Umarım birilerine faydası dokunur.. Sevgiler...

18 Eylül 2011 Pazar

BEBEK ALIŞVERİŞİ

Dün eşim, annem ve babamla birlikte -maaile:)- Gaziantepteki ebebek mağazasına gittik. Aman Allahım o ne alışverişti öyle.. Hayatımda bir mağazada bu kadar uzun süre durduğumu hatırlamıyorum. Hadi kendimi geçtim eşim nasıl durdu onun şaşkınlığı içerisindeyim... :) O kadar süre durduk ama alınacak şeyleri de bitirdik sayılır şükür. Gerçekten birsürü seçenek arasından karar vermek çok zor. Çünkü birkez alıyorsun gereksiz şeyleri almayayım diyorsun fiyatı çok uçuk olmasın diyorsun eee bu kadar çok şey olunca hepsini bir araya getirmeye çalışmak epey uzun sürüyo.. Ama yakın zamandan tecrübesi olan birinin fikrini alarak gitmek çok faydalı oldu.. Bayramda geldiğinde geçen yıl doğum yapan eltimle birlikte hazırlamıştık listeyi.. Öyle olmasaydı heralde akşam ancak çıkardık mağazadan..:)
Aldıklarımıza gelince:
-Maxi-Cosi Pebble Ana Kucağı (resim)

-Maxi-Cosi Bebek Arabası (resim)
 Zaten en çok vakti bu iki parçayı seçmekte harcadık. Ana kucağının isofix özellikte olmasını istiyorduk çünkü aracın kemeriyle bağlanan modeller hiç pratik olmuyor. Isofixli olanlarda koltuğa sabit bir baza yerleştiriliyor ve basit bir hareketle ana kucağını içine yerleştirebliyorsunuz. Kemer olarak sadece kendi kemerini bağlamanız yeterli çünkü ana kucağı zaten sabitlenmiş oluyor. Ama açıkçası isofixli ve klasik olan model arasında bu kadar fiyat farkı olacağını hiç düşünmemiştim. İşte hal böyle olunca bunları seçip ayarlamak baya bir uzun sürdü.

-Kraft Oyun Parkı (ürünü haftaya teslim alıcaz siteden de hangisi olduğunu hatırlayamadım:)  )
Minik beyin kendine ait bir odası olmayacağı ve benim gibi ayda bir İstanbula giden bir annesi olduğu için taşınabilir olan bu yataktan almak en mantıklısı gibi göründü... :) Umarım memnun kalırız..

Büyük parçalar ve maliyeti yüksek olanlar bunlar. Ana kucağını arabaya sabitleyen baza da ayrı olarak satılıyor ve fiyatı anakucağı kadar nerdeyse.. Bunları aldığımız miktara verilen hediye çekiyle de diğer eksikleri tamamlamış olduk. Biberon, emzik gibi ürünleri Chicco marka aldım. Ayrıca Chicco'nun pişik önleyici kremini tavsiye etmişlerdi onu da aldım. Bebeğin küveti, kova, maşrapa, tırnak makası... Liste böyle uzayıp gidiyor.. Islak mendil olarak da Unibaby' nin yenidoğan için olanını aldım. İçinde hiçbirşey yok yalnızca distile suyla hazırlanmış. Bunların dışında bir de son olarak ve yine eltimin tavsiyesiyle aldığım Korbell çöp kovası var. Bebeğin kirlenmiş bezlerini biriktirmek için koku sızdırmayan  bir ürün. Çok orjinal ve pratik birşey bence..

İşte böyle uzun süren ama keyifli bir alışveriş oldu. Eşyalar tamamlanmaya başladıkça özlem de artıyor. Rabbim tüm anne adaylarının bebeklerini sağlıkla kucaklarına almayı nasip etsin inşallah.. Sevgiler...






10 Eylül 2011 Cumartesi

TETANOZ AŞISI

Dün gebelik rutinlerinden biri olan tetanoz aşısının 2.dozunu yaptırmak için eczanemin karşısındaki sağlık ocağına gittim. İlk dozu olurken epeyce tedirgin olmama rağmen dün 2. dozu yaptırdığım için çok rahattım. İlkini olurken tedirgin olmamın sebebi arkadaşların aşı yerinin çok acıdığını ve birkaç gün kolunu kıpırdatmanın  bile zor olduğunu söylemeleriydi. Ama ilk dozu olduğumda ne aşı yapılırken ne de sonrasında öyle feci bir rahatsızlık hissettim. Dün de aşıyı yapan hemşire hanıma "aman beni de çok korkuttular hiç de dedikleri gibi acımıyormuş" dedim. Hay demez olaydım..:) Aşı zaten yapılırken de çok acıdı ve hemen sonrasında ağrımaya başladı. Dün gece gerçekten kolumu zor kıpırdatıyordum. İlk aşı kolumun daha aşağı kısmına yapılmıştı. 2.doz ise omzuma yakın biryere yapıldı. Artık yapılan yerden mi yoksa benim şom ağızlılığımdan mı kaynaklandı tam olarak bilmiyorum ama arkadaşlara hak verdim diyebilirim.. :) Çok şükür ki bu sabah daha rahatım.. Yani aslında ne kadar çok acısa da ertesi güne azalmış oluyor etkisi.. Ne olursa olsun tedbiri elden bırkakmamak, yapılması gereken şeyleri atlamamak lazım.. Tetanoz aşısı konusunda  doktorların çeşitli görüşleri olsa da bence mutlaka yaptırılmalı.. Her ne kadar hepimiz steril hastane ortamında doğum yapmayı planlasak da her türlü ihtimali düşünmeliyiz.. Tedbirini al ve tevekkül et...  

27 Ağustos 2011 Cumartesi

BİZDEN HABERLER...

Buralarda olmadığım süre boyunca pek çok şey yaşadım iyi, kötü.. Sıkıntıların çoğu geride kaldı şükür.. İnsanın sevdikleriyle imtihan olması çok çok zormuş.. Rabbim bir daha yaşatmasın inşallah...
Bu arada gebeliğimin 30. haftasına yaklaşmış bulunuyorum. Çok şükür herşey yolunda.. Minik beyin geleceği günü sabırsızlıkla bekliyoruz.. İnşallah tüm bebek bekleyenler sağlıkla kavuşurlar evlatlarına...
Bu da bizim miniğin 22. haftasında yapılan detaylı ultrasonunda doktorumuzun yakaladığı pozu..:) Bebekler genellikle baş parmağı içerde tutuyorlar muaynede.. Böyle açık olarak görünce doktor da hemen yakaladı minik eli..

Ultrason çıktısında daha net tabi fotoğrafta parmak araları pek belirgin çıkmamış..  Annesinin kuzusuu... :)

** Bundan sonra daha çok yazabilmeyi ümit ediyorum. Ama belki bayram sonrasına kadar düzenli olamayabilir.. Şu an 4 misafirimiz var.. Perşembe günü annem ve babam da gelecek inşallah.. Bayrama epey kalabalığız anlıycağınız..:) İnşallah hepimiz için huzurlu ve güzel bir bayram olur.. Herkese sevgiler...


29 Mayıs 2011 Pazar

REFLÜ

Son zamanlarda hamilelik komplikasyonlarından biri olan reflüyle boğuşuyorum.. Midemde ekşime, şişkinlik oluyor ve sanki yediğim herşey boğazıma dizilmiş gibi hissediyorum.. Dün akşam bu durum artık iyice canımı sıkmaya başladı. Çünkü iyi beslenmem gereken bu dönemde korkumdan doğru dürüst birşey yemek istemiyorum. Reflü tedavisinde kullanılan ilaçların bir kısmı gebelikte de kullanılabiliyor. Ben de yaklaşık 1 haftadan beri antiasit bir şurup kullanıyorum ama pek rahatlattığı söylenemez. Okuldan ve eğitimlerden hatırladığım şeyleri de uygulamaya çalışıyorum. Ama dün akşam unuttuğum şeyler olabilir düşüncesiyle biraz daha araştırma yaptım. Mesela nane, çikolata, gazlı içecekler vs. dikkat ediyordum ama domates hiç aklımda yoktu. Şu sıralar bahçe domatesleri çıktığı için bol domates tüketiyordum. Bir süre ona da dikkat etmem gerekecek. Bunlara bakarken bir de Prof.Dr. İbrahim Saraçoğlu'nun bir önerisi dikkatimi çekti. Dün akşamdan beri de onu uyguluyorum. Midede ekşime hissedildiği an sadece 2 yudum soğuk süt içmenin ve bunu 15 gün boyunca ekşimeyi her hissettiğinde tekrar etmenin reflü tedavisinde çok başarılı olduğunu yazıyordu. Bakalım uygulamaya çalışıyorum inşallah iyi olur. Dün akşamdan beri daha rahatım şükür. Bir de benim gibi reflüden şikeyet eden kişiler için naçizane tavsiyem yukarıda yazılanlara dikkat etmenin yanında, sık sık ve az az yemek (aah bir başarabilsem), yatmadan en az 1 saat önce yemeyi kesmek ve yatarken yüksek yastık kullanıp sol tarafa yatmaya çalışmak... Rabbim tüm hastalara şifa versin...

24 Mayıs 2011 Salı

MİM-2

Kendisini ve bloğunu çok sevdiğim yemyeşildeniz'cim tarafından mimlenmek beni çok mutlu etti. Teşekkürlerimi sunuyor ve cevaplamaya başlıyorum..

1- Hayalinizdeki meslek nedir?

Lise yıllarımda pek çok öğrencinin olduğu gibi benim de tıp kazanma isteğim had safhadaydı.. Nasip eczacılık geldi.. Ama gerçekten şu an çok şükrediyorum.. Çok güzel ve kutsal bir meslek doktorluk şüphesiz.. Ama ben kaldıramazmışım.. Her zaman hayırlısı diye dua etmekte fayda var..:)

2-Çay mı kahve mi? Sütlü mü sütsüz mü?

Çay tabikide.. Hem de oldukça açık...:)

3- En önemli makyaj hileniz ?
Makyajın normalini bilmem ki hilesine bilmem ne diyim?  :)
4- Tam şuan kucağınıza bir cin düşseydi ve 3 dilek hakkınız olduğunu söylese ne dilerdiniz?
- Allah'ın rızasına uygun bir hayat yaşamak
-Sevdiklerimle beraber dünya ve ahirette güzellikler içinde olmak
-Dünyada meydana gelen kötü olaylara son verebilmek
5-Kahvaltı,öğle yemeği,akşam yemeği veya tatlı.Bu öğünlerden ömrünüz boyunca yalnızca bir tanesini seçmek zorunda kalsaydınız  hangisi olurdu?
Sanırım en düzenli olarak gerçekleştirebildiğim için akşam yemeği olurdu..
6- Eğer Hello Kitty olsaydınız kurdelanız hangi renk olurdu?
Kırmızı olabilirdi ya da mor.. İkisini de çok severim:)
7- Eğer ömrünüz boyunca yalnızca bir tane takı takma seçeneğiniz olsaydı, bu ne olurdu?
Takıyla aram hiçbir zaman çok iyi olmamıştır.. Çoğunlukla alyanstan bile içime fenalık gelir, daralırım.. Eve gelir gelmez ilk işim eğer taktıysam bişeyler onları çıkartmak olur.. Ama yine de bir şansım olsaydı yüzüğü seçerdim herhalde.. En zararsız o gibi...:):)
8- Sahip olmak istediğiniz yetenek?
Bir şekilde maddi veya manevi sıkıntı çeken insanların acılarını dindirmek isterdim.. Birinin karşınızda bir hastalık veya herhangi bir sıkıntı çekmesi ve elinizden birşey gelmemesi dünyanın en kötü şeylerinden biri:(
9-Eğer geleceği görme şansınız olsa,görmek ister miydiniz ? 
Yanii, bunu pek kaldırabileceğimi düşünmüyorum.. Görmesem daha iyi..
10- Gizli ünlü Aşk ?
İnsan büyüyünce ünlü aşklardan ünsüz aşklara terfi ediyor sanırım..:):)
11- Neden blog tutmaya başladınız ?
Hayatım birden çok değişti sanırım en çok bunu tolere edebilmek için.. Ama insan blog okuya okuya da içinde istek uyanıyor bunu da itiraf etmeliyim...
12- Şimdi bu mimleri kime göndereceksin?
Artık belki cevaplamayan kalmamıştır çok da takip edemedim ama yine de bir kaç isim yazayım:
biraz gerçek biraz hayal
cadıkızın dırdırı
gönül çelen

20 Mayıs 2011 Cuma

TATİL SEZONU AÇILMIŞTIR:)

Merhabalar... Uzun zamandan beri mevcut durumumdan dolayı kendimi epey halsiz hissediyordum.. Şükür geçiyor sanırım.. Son 1 haftadır daha iyiyim maşallah:) Eve gelip gerekli işlerimi yapınca -hatta bazen yapamadan- direkt uyuma moduna girdiğim için bloğuma da bişey yazma fırsatı bulamıyorum pek.. İnşallah bundan sonra düzelir..
Şu an bunları Mersin/ Erdemli'de bir otel odasında yazıyorum.. :) Denize sıfır, çok sakin  ve huzurlu bir yer.. Gerçi az önce giriş yaptık ama şunu anladımki insanın baştan içine sinince siniyor yoksa beğenemiyorsunuz.. Zira dün başka bir yerde kalmıştık ve daha baştan fiyaskoydu.. 19 Mayıs tatilini fırsat bilip 4 gün kafa dinlemek üzere geldik. Buralar sıcak memleket olunca tam yaz gelmeden gelmek daha iyi olur diye düşündük.. Şu an hava çok güzel, tatlı bir sıcak var.. İnşallah dünün yorgunluğundan sonra huzurlu 1-2 gün geçirebiliriz..
Bizim için tatil sezonu açılmıştır vesselam....:)

8 Mayıs 2011 Pazar

DEĞİŞİK DUYGULAR İÇİNDE BİR ANNELER GÜNÜ:)

Bu yıl benim için içimde çook değişik duyguların uyandığı bir anneler günü yaşıyorum. Her zaman bir evlat olarak kutlamaya alışık olduğum bu güzel günü ilk kez anne adayı olmanın verdiği sevinçle kutluyorum..:) Evet belki henüz anne değilim ama Rabbim nasip ederse inşaallah bir süre sonra bu mutluluğu yaşayacağım.. İlk kez bu yıl anneler gününü kutladığım kişiler "senin de anneler günün kutlu olsun" diyor... :) İnşaallah bebeğimizi kucağımıza aldığımız günleri de hayırlı ve sağlıklı bir şekilde görürüz.. Tüm anne adaylarına Rabbim kolaylıklar versin..

Bu vesileyle bir kez daha tüm annelerin gününü de kutlamak isterim.. Allah annelerimizi başımızdan eksik etmesin... (AMİN!!!!!!)


'...Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara 'öf' bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle...' (İsra, 23)

28 Nisan 2011 Perşembe

FEDAKARLIK

İstanbul gibi sosyal imkanları sonsuz olan bir şehirden küçük bir yere gelince insan bu konuda çok boşluk hissediyor.. En yakın sinema, tiyatronun 1-1,5 saat mesafe uzaklıkta olması sizi ister istemez birşeylerden alıkoyuyor. Evlendiğimden beri -gerçi sinemada pek yaşamadım merak ettiğim filmleri hep gidip gördüm ama- tiyatro açısnıdan epey bir boşluk yaşadım. 2 gün önce ilçemize gelen "Dünya Sahnesi" ekibi oyunculuklarıyla ve oyunlarıyla gerçekten uzuun zamandır hissedemediğim duyguları bana hissettirdi. Her ne kadar salonun fiziki şartları normal tiyatro salonları gibi olmasa da "buna şükür" deyip izledik oyunu bir solukta.. Konusunu siteden aldığım        -afişin üzerinde de yazan- alıntıyla aktarmak istiyorum. Fırsat bulanların mutlaka izlemesini tavsiye ediyorum..

Fedakârlık, bir yurtta görev yapan müdür ve yardımcısının başından geçen olayların anlatıldığı, gerçek olaylardan esinlenerek yazılmış tiyatro eseridir. Oyunun içeriği adına fikir vermesi açısından iki repliği sunmak isteriz;
      “Köy yerinde yaşayıp lise okumak herkesin harcı değil. Hali vakti yerinde olanlar çocuklarını şehre gönderip kurtarıyor. Ben bunların hiçbirini yapamam. Oğluma sahip çıkmalısınız. Al yurda kardeşim şu masumu, kurtar onu! Allah hakkı için, Peygamber hakkı için al!..”
       “Öğrenciler ekmek bekliyor. Neydi bizim kararımız? Işığı yanan ilk evin kapısını çalıp derdimizi anlatacağız. Hem sonunu takdir edecek biz değiliz. Mademki zorluk bu kadar müthiş, mademki Hak yol üzereyiz, o halde durmayacağız. Çıkaracağız Yusuf’ları kuyudan…” 

        “GEL YUSUF'UM GEL… KUYUDAN ÇIKMA VAKTİ…”



3 Nisan 2011 Pazar

MAKLUBE

Maklube yapmak aynı zamanda birçok anıyı tekrar gözümün önünden geçirmek benim için.. Kardeş muhabbeti yaşadığım canım arkadaşlarımla, dostlarımla aynı sofranın etrafında oturduğum o güzel üniversite yıllarını.. Aynı sofranın etrafında toplanmış herbiri farklı yerlerden ama aynı dili konuşan o güzel insanlarla bir arada olmak.... Ne güzel yıllardı.. Çok özlüyorum... Her birini ayrı seviyorum.. Allah aramızdaki sevgiyi, kardeşliği daim etsin..


Maklubeye dönecek olursam gerçekten enfes bir lezzet.. Pilavının, etin ve sebzelerin enfes tadıyla piştiği, her yememde tadı damağımda kalan şahane bir yemek.. Sanırım kökeni Arap ülkeleriymiş..  Ama tadını sevmeyecek birinin olabileceğini düşünmüyorum.. (Çok mu iddialı oldu ne? :):)...)
Sıra geldi maklubenin yapımına:
-Öncelikle bu yemek tavuklu veya kırmızı etli yapılabilir. Hangisiyle yapmak istiyorsanız etinizi güzelce haşlayıp sonra da yağda kavurmalısınız..
-Sebzelelerini de kızartıyoruz. Ben sadece havuç ve patates kullandım. Ama patlıcanda çok yakışıyor bana göre.. Eşim sevmediği için ben patlıcan koymuyorum..
-Eğer seviyorsanız biraz da haşlanmış bezelye ilave edebilirsiniz..
-Tüm malzemeler pişerken bir kenarda da tuzlu ve sıcak suda pirinci bekletiyoruz.
-Sonra tencerenin dibine ince ve halka halka kestiğimiz soğanları döşüyoruz. Soğanlar etin tencereye yapışmasını engellemek için..
-Soğanları koyduktan sonra ilk olarak etimizi güzelce yayıyoruz.. Sonra da istediğimiz sırayla sebzeleri diziyoruz.. (Bezelye koyacaksanız bunu en üste koymanızı tavsiye ederim çünkü bezelye altlarda olursa pilavı dündürürken kaydırabilir.)
-Sebzelerin dizimi bitikten sonra tuzlu suda beklettiğimiz pirinci de üzerine yayıyoruz ve elimizle güzelce bastırıyoruz. Sıkı sıkı dizmezseniz suyunu koyunca sebzeler havaya kalkabilir..
-Tüm malzemeler dizildiğinde tencerenin en fazla yarısını biraz geçmiş olmalı.. Pirincin üzerini 2-3 parmak geçecek kadar su koyuyor ve orta ateşte pişmeye bırakıyoruz..
-Diğer yandan salatamızı hazırlıyoruz ve yoğurdumuzu güzelce çırpıyoruz.
-Pİlavın suyunu tamamen çektiğini anlayınca altını söndürüp 10 dakika dinlenmeye bırakıyoruz.
-Daha sonra tencereyi bir tepsiye çeviriyoruz. Tencereyi daha kaldırmadan kenarlarına bir salata bir yoğurt gelecek şekilde süslüyoruz.( Tencereyi kaldırınca sapına denk gelen yerleri düzeltiyoruz;)... )
-Bu enfess görüntüyü fazla izleme şansımız olmuyor.. Hemeen afiyetle yiyoruz..
NOT1: Yemeğin tuzsuz olmaması için sebzeleri dizerken üzerlerine biraz tuz ilave etmek gerekiyor.
NOT2: Suyunu koyunca çok hafif bir yukarı çıkma olabiliyor sebzelerde.. Endişeye gerek yok.. Şekil bozulmuyor..
Herkese sevgiler..

21 Mart 2011 Pazartesi

PERDE PİLAVI

Uzuuun bir aradan sonra herkese merhaba.. Blogların karmaşık durumu, benim İstanbula gidip gelmem ve bazı ekstra durumlardan dolayı epeydir ilgilenemedim bloğumla.. İnşallah bloglar ile ilgili durum tamamen düzelir de hepimiz normal düzene döneriz..
Perde pilavını yıllar önce ablamla ortak bir arkadaşımızda iftar davetinde yemiştim. Damak tadıma o kadar çok hitap ediyorduki o günden sonra en sevdiklerim arasına girdi. Daha sonra da bir kez üniversiteden bir arkadaşımın evinde yemiştim. O da gerçekten çok lezzetli olmuştu. O zamanlar ben nişanlıydım ve arkadaşımın annesinden bazı yemek tüyoları almıştım. Geçen gün aklıma geldi. Perde pilavını yiyince onun da tarifini yazmıştım. Sonra hemen kolları sıvadım ve hazırlıklara başladım:) Önce bademli, antep fıstıklı ve tavuklu bir iç pilav yaptım. O pişerken de hamurunu hazırladım. Hamuruna yumurta, karbonat, tuz ve yoğurt koyup yoğurdum. Sıra geldi en zor kısmınaaa.. Hamur açmayı hiç bilmeyen biri olarak yamuk yumuk ama sandığımdan daha iyi bir şekilde hamuru orta kalınlıkta açtım. Margarin sürülmüş ve bademlerle süslenmiş bir borcama bu hamuru kenarları dışa gelecek şekilde serdim. İçine pilavı doldurup hamurun kalan kısımlarını üzerine kapattım ve fırına attım. Yaklaşık 15-20 dakika içinde perde pilavımız hazırdı.. Afiyetle yedik:).. Yeni şeyler denemeyi seviyorum..

27 Şubat 2011 Pazar

İLAÇLAR VE KULLANIMI ÜZERİNE...

Bloğumu açarken mesleki olarak bişeylerden bahsetmeyi pek düşünmemiştim . Ama gerek eczaneme gelen hastalardan, gerekse gördüğüm duyduğum bazı şeylerden ötürü ilaçlar ve kullanımı hakkında aktarabildiğim kadar birşeyler yazma ihtiyacı hissettim. Bu konu çok uzun ve kapsamlı esasında. Ben şimdilik aklıma ilk gelen önemli hususlardan bahsetmek istiyorum.
Öncelikle şunu söyleyebilirim ki toplumumuzda ilaç kullanan insanlar içinde 2 grup bariz dikkatimi çekiyor:     
-Birinci grup her durum ve şartta her türlü ilacı düşünmeden kullananlar.
-İkincisi ise ne olursa olsun ilaçlara çok temkinli yaklaşıp ellerinden geldiğince kullanmamaya çalışanlar.
Bunlar uçlardaki insanlar tabiki.. Bu konuda bilinçli insanlarda çok.. Ama inanın diğer iki grup da azınsanamayacak kadar fazla..
İlaçlar genellikle kimyasallar (bazen de bitkiler) içeren, doğru doz ve kullanımda tedavide etkin olan maddelerdir. Tabiki hiçbir ilaç için tamamen masum demek doğru değildir. Hepsinin belli durumlarda çeşitli yan etkileri mevcuttur. Ama bu ilaçlara "kesinlikle yaklaşmama"yı gerektirmez. Çünkü çoğu hastalığın vücudumuzda bıraktığı veya ileriye dönük bırakacağı hasar ilacın bize verebileceği muhtemel hasardan çok daha fazladır..
İlaç kullanırken en önemli nokta; doğru ilacı, doğru dozda ve doğru sürede kullanmak. İşte bunları yakalamak için ilaç kullanımında bir uzmana danışmak şart. En çok rastladığım şeylerden biri de komşusunun, akrabasının tavsiyesi üzerine ilaç kullananlar. Evet belki bugüne kadar pekçoğumuz bu şekilde ilaç kullanmış ve herhangi bir sorunla karşılaşmamış olabiliriz. Ama bu hiçbir zaman karşılaşmayacağımız anlamına gelmiyor. Başkası için kullanması gayet normal olan bir ilaç bizim için ciddi yan etkiler oluşturabilir. Bu sebeple bilinçli bir ilaç tüketicisi olabilmenin ilk yolu ilacı ciddiye almaktan geçiyor. Ama ilaçlar "öcü" değildir, bunu da unutmamak lazım:) 
Önemine inandığım bazı noktalara madde madde değinmek istiyorum.
*Kronik hastalığı olan insanlar (hipertansiyon, diyabet, vs..) ömürlerinin sonuna kadar doktorlarının öngördüğü biçimde ilaç kullanmak zorundadırlar. "Bu ilaçlar bana bağımlılık yapar ara ara kullanayım" düşüncesi çok yanlış bir düşüncedir.(Zaten yeşil reçeteye tabi ilaçlar ve bazı kontrole tabi beyaz reçeteli ilaçlar dışındaki ilaçların bağımlılık yapması söz konusu değildir.)  Tansiyonun yüksek olması özellikle kalbe, şekerin yüksek olması -ileri vadede- böbrek, göz ve sinirlere ciddi tahribat yapar. Bu nedenle diyete dikkat etmenin yanında ilaçları düzenli kullanma hayati önem taşır.
*Diyabet hastalarındaki en büyük handikapımız hastalığın ilk evrelerinde kişinin çok fazla bir rahatsızlık hisstememesi. Bu sebeple tedaviyi aksatabiliyor ve beslenmelerine çok da dikkat etmeyebiliyorlar. Ama yükseklerde seyreden şeker ileriye dönük kişiye ciddi defektler bırakıyor.
*Astım hastalarından inhaler formunda ilaç kullanan kişilerin pekçoğu kullandığı makinayı tam olarak bilmiyor. İnhaler formu doğru kullanılmadığı takdirde hastaya en ufak bir yarar bile sağlamaz. Bu sebeple kullanacağınız cihazı doktorunuzdan veya eczacınınzdan tam olarak öğrenmelisiniz.
*Bebek ve çocuklarda kabızlık en büyük problemleden biri. Anne-babaların bu konuda en çok dikkat etmesi gereken husus çocuğun beslenme şeklini düzenlemek. Ayrıca çocuğun tuvalete çıkmadığı gün sayısı 3den fazla ise ilaca başvurmak gerekiyor. Her zorlanmada direkt ilaca başvurmak çocuğun barsak düzeni üzerine olumsuz etkiler bırakabilir. Fitil ve lavman daha çok acil durumlarda kullanılır. Şurup formu ise belli bir düzene oturtulmaya çalışılan durumlarda yardımcı olarak daha etkindir.
*15 yaşına kadar çocuğunuza doktor tavsiyesi olmadan asla aspirin içirmemelisiniz.
*Eczaneden ilaçlarınızı alırken mutlaka aldığınız her ilaç ile ilgili eczacınızdan bilgi alın. Çünkü aldığınız birkaç çeşit ilaçtan bazısı sonuna kadar kullanılacak olup bazısı belli bir gün sonunda bırakılacak olabilir. Bunu öğrenerek, kullanmanız gereken bir ilaçsa kullanmayıp tedavinizi yarıda bırakmamış olursunuz veya kullanmamanız gereken bir ilaçsa boş yere fazladan ilaç kullanmamış olursunuz.
*Bitkisel ilaç demek zararsız ilaç demek değildir. Genellikle bu zayıflama ilaçlarında veya besin takviyelerinde karşımıza çıkan bir durum. "Bu ilaç tamamen bitkisel, hiçbir yan etkisi yok" sözlerine inanmayın. Bitkiler içinde de vücudumuza zaralı olabilecek olanları mevcuttur..
*Göz damlası veya merhemi kullanırken şişenin ucunu gözünüze deydirmeyin. (Enfeksiyon riskine karşı)
*Süspasiyon formunda (yani kuru tozun su ile karıştırıldığı ilaç formu) bir ilaç kullanıyorsanız ilacı her kullanımda çalkalamalısınız. Çünkü ilaç bekleme esnasında dibe çöker ve eğer çalkalamadan kaşığa alırsanız sadece su içmiş olursunuz.
*Antidepresan ilaç kullanırken sanki ağrı kesici kullanıyormuş gibi hemen etki beklemek çok yanlış bir düşüncedir. Antidepresanlar uzun sürede tedaviye cevap veren ilaçlardır. Bu ilaç bana yaramadı diye birkaç günde ilacı bırakmak ve doktor doktor gezmek en çok yapılan hatalardan. Bu tür ilaçlara doktor kontolünde başlamalı ve doktorunuzun izni olmadan asla bırakmamalısınız..
*İlaçlarınızı alırken eczacınıza halihazırda kullanmakta olduğunuz ilaçlarınız varsa bunları ve kronik bir rahatsızlığınız varsa bunu mutlaka söyleyin.
*İlaçlarınızı su haricinde başka sıvılarla almamaya dikkat edin. Suyu da ilacı sadece yutabilecek kadar bir yudum almak yerine mümkün mertebe 1 bardak içmeye çalışın.
*Demir ilaçları kullanırken 1 saat öncesinde ve sonrasında süt ve ürünlerini yiyip içmeyin. Çünkü süt demiri bağlar, ilacı boşuboşuna içmiş olursunuz. Ama demir ilacınızı C vitaminiye birlikte alabilirsiniz çünkü bu sayede emilimi artmış olur.
*Antibiyotikler başlıbaşına bir konu. Ona ayrı bir post yazmak daha uygun olur sanırım...

***Şimdilik aklıma gelenler bunlar.. Biraz daldan dala oldu ama.. Umarım faydalı olur... Aklınıza takılan veya sormak istediğiniz birşer olursa beklerim..:)





23 Şubat 2011 Çarşamba

DOĞAL TAŞLAR VE ÖZELLİKLERİ-2

AVENTURİN: Şans taşıdır. Deprosyana karşı etkilidir. Kalp sağlığı için etkilidir.
AMAZONİT: Duygusal yaraların iyileşmesini sağlar. Aşk ve sevgi ile ile ilgili iletişim becerisini arttırır. Doğumu kolaylaştırır. Kalp, kaslar ve sinir sistemi ile ilgilidir.
OPAL: Negatif duyguları emdiğine ve duygusal dengeleyici olduğuna da inanılır. Görme duyularını güçlendirip, sezgi arttırıcı etkisi vardır. Üst ben'e ulaşmak için kullanılabilir.
ZÜMRÜT: Bağışıklık sistemi, sinir sistemi, kalp, ciğer ve böbrek kuvvetlendirdiği bilinir. Beden-ruh-zihin için tonik vazifesi görür ve kuvvetli bir duygusal dengeleyicidir. Bolluk, sevgi, iyilik, sakinlik, denge ve sabır unsurlarını içerir. Zümrüte kimi yerlerde "koşulsuz aşk taşı" da denmektedir. Sevgililerin birbirine verebileceği en iyi armağan olarak görülür.
SAFİR: Kalp ve böbrekleri kuvvetlendirir.Tüm salgı bezlerini harekete geçirici özelliğe sahiptir. Sinirleri sakinleştirir ve konsantrasyonu arttırır. Aşkta sadakatı sağlar, yanlış davranışları engeller.
HAVLİT: Öfkeyi ve kızgınlığı engeller. Strese iyi gelir. Kalsiyum dengesini sağlar. Dişler ve kemikler üzerinde olumlu etkileri vardır.
ARAGONİT: Özellikle kemik, kas-sinir hastalıklarında, spazmlarda büyük etkisi vardır. Kırılan kemiklerin iyileşme sürecini hızlandırır. Saç kaybında tedavi edicidir. Ateşi düşürür, iltihabı azaltır. Aşırı yorgunluk hissedenlere canlılık verir.
İNCİ: İnci aynı dişlerimiz ve kemiklerimiz gibi kalsiyumdan oluşur ve besinlerle aldığımız kalsiyumun vücudumuz tarafından gerçekten kullanılmasını sağlar. Kemik ağrılarında, kronik baş ağrıları ve migrende etkilidir.
HEMATİT: Stresi azaltır. Hafızayı kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Eklem romatizmalarına karşı etkilidir.
KANTAŞI: Anlayışı ve hafızayı kuvvetlendirir. Zihni karmaşık düşüncelerden arındırır. Duygusal ve zihinsel engelleri ortadan kaldırır. İnsanı zayıflık ve cesaretsizlik duygularından kurtarır.
RODONİT: Vücudun sağlıklı gelişmesine yardımcı olur. Kan dolaşımını dengeler. Psikolojik olumsuzluklardan kurtarıcı ve cesaret arttırıcıdır.
PİRİT: İletken olma özelliğinden dolayı kan. safra ve ifrazlar gibi vücut sıvılarının dolaşımlarını etkileyerek yönlendirir ve böyle birçok organ ve dokular üzerinde etkili olur.
MALAKİT: Arındırma, temizlik taşıdır. Verdiği enerji koruyucu bir cila gibi bedeni kaplar. Gerilimi ortadan kaldırır. İçe gömülen acıları ortaya çıkarır ve çözümlenmesine yardım eder. Diş ağrısı, doğum sancısı, romatizma ağrılarını hafifletir.
PERİDOT: Beden-zihin dengesini sağlar. İyimserlik verir. Kaygıyı azaltır. Kıskançlık, egoistlik duygularını yok eder. Neşe ve sevinç verir.
AYTAŞI: Olumsuz enerjiye karşı kalkan görevi görür. Yaşama sevinci verir. Rüyaların daha nethatırlanmasını sağlar. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Böbrek problemlerini giderir. Tokluk hiss oluşturur.
FLORİT: Başağrılarına karşı etkilidir. Düşüncelerin netleşmesine yardımcı olur. Enerji yatıştırıcı ve huzur vericidir. Zihinsel açıklık ve konsantrasyonu arttırıcı özelliği vardır.
JASPER: Karaciğer, dalak ve mesaneyi kuvvetlendirir. Güçlü ve tedavi edici özelliklere sahiptir. Sindirim sistemini ve safra kesesini güçlendirir. Endokrin sistemde dengeyi sağlar. Kişinin kendini sağlıklı ve güçlü hissetmesini sağlar ve fiziksel direnci arttırır.

21 Şubat 2011 Pazartesi

MİM-1

Yaşamak güzeldir mi bloğunun sahibi beni mimlemiş. Kendisiyle de bu vesileyle tanışmış oldum. Tekrar teşekkürlerimi sunuyorum:) Mimin konusu sevdiğimiz şeyler ve nedenleri.. Yalnız benim bazı sevdiklerim de "çünkü"nün yanında "ama" da olacak baştan söyliyim:)
*Eşimi seviyorum çünkü............. pekçok çünküsü var..:)
*Ailemi seviyorum çünkü ailemin tüm fertlerinin Allah'ın benim için bir lütfu olduğunu düşünüyorum. (çok şükür)
*İşimi seviyorum çünkü insanlara faydalı olmaya çalıştığım bir mesleğim var. Amaaa devletin bazı yaptırımları sebebiyle zaman zaman çok zorlanıyor, bunalıyor ve zarar ediyoruz:(...
*İstanbul'u seviyorum çünkü sevdiğim birçok insanla beraber pek çok manevi güzelliği içinde barındırıyor.
*Yaşadığım yeri seviyorum çünkü insanları çok iyi ve burda mutluyum. (çok şükür) Amaaa ailemi çok özlüyorum.
*Kitap okumayı seviyorum çünkü her okuduğum şeyle yeni ufuklar kazandığımı düşünüyorum.
*Evimi seviyorum çünkü şirin ve huzurlu bir ev..
*Çikolatayı seviyorum çünkü çikolata yemek beni çok mutlu ediyor...:)
*Her nevi yeşil yapraklı sebzeyi çok seviyorum çünkü burda iyisini bulmak pek mümkün olmuyor.. Ulaşılamayan şeye duyulan özlem.....:)
.....
.....
Şimdilik aklıma gelenler bunlar.. Ben de bu mimi cevaplamak isteyip de kendisine paslanmamış olan kişiler varsa onlara gönderiyorum...

20 Şubat 2011 Pazar

MERCİMEK KÖFTESİ

Cuma akşamı eve gelirken niyetim mercimek çorbası yapmaktı. Mercimeği yıkayıp tencereye almak üzereyken birden fikrimi değiştirdim:) Ne zamandır canım mercimek köftesi çekiyordu. Dedim gün bugündür..:)
Mercimek köftesi yapmak aslında bana göre biraz riskli. Çünkü su miktarını ayarlayamayıp kuru yaptığınızda tadı çok yavan oluyor. Ama birkaç kez yapınca göz kararı  bu miktarı ayarlamak kolaylaşıyor. 
Ben evde 2 kişi olduğumuz için köftemizi 1 su bardağı mercimekten yaptım. 1 su bardağı mercimeği yıkayıp tencereye aldım. Üzerini epey geçecek kadar su ile doldurdum. Mercimekler ezilip tamamen pişene kadar bekleyip biraz sulu haldeyken içine yaklaşık 3/4 su bardağı ince bulgur (buralardaki ismiyle simit) ekledim ve altını kapatıp dinlenmeye bıraktım. Dİğer tarafta orta boy bir soğanı ince ince doğrayıp sıvı yağ ile kavurdum. Soğanlar biraz yumuşayınca gözkararı biber ve domates salçası karışımı, tuz, nane, kırmızı biber, kimyon ve pulbiber ekledim. Bu karışım iyice özleşince ocaktan indirdim. Genişçe bir tepsiye dinlenmiş mercimek ve bulgur karışımını aldım. Biraz soğuyunca salçalı karışımı üzerine ilave edip güzelce yoğurdum. Daha sonra ince kıyılmış maydanozları da ilave edip şeklini verdim. Mercimek köftemiz hazır.. Üzerine limon.. Yanına turşu ve ayran... Hmmm yine canım çekti galiba...:)

17 Şubat 2011 Perşembe

DOĞAL TAŞLAR VE ÖZELLİKLERİ-1


Sömestr tatlinde -annem de bizdeyken- ablam ve eniştemin bize geldiğini daha önce yazmıştım. Uçakları Gaziantep'e inmişti. Bizde fırsattan istifade Antep'de biraz dolaştık. Tarihi bir çarşı olan "Zincirli Bedesten"e uğramamak olmazdı:) Daha önceki gezmelerimden bedestenle ilgili görüntülere bakmak isterseniz burayı tıklamanız yeterli...
Bu renkli çarşıda gezerken annem doğal taşlardan yapılımış takılar satan bir dükkanın önünde durdu. Daha önce televizyonda bir uzmandan doğal taşlar ile ilgili bişeyler dinlemiş ve not almış. Ablam ve bana resimde gördüğünüz  -adının  ametist  taşı olduğunu öğrendiğim- bu mor taşlı bilekliklerden aldı..:) Benim migrenim olduğu için sık sık başağrısı çekiyorum. Biraz da stresli bir yapım olduğundan taşların özelliklerini dinlerken benim buna ihtiyacım olduğunu düşündü sanırım canım annem;) Bilekliği aldığımız yerden taşlarla ilgili bir de broşür almıştım. 40'tan fazla doğal taş ve bunların özellikleri yazıyor. Bende birkaç postta bunları paylaşmayı düşündüm. Bugüne kısmetmiş...
AMETİST:Aşk taşıdır. Elektrik yükü taşıdığından bedendeki fazla elektrik yükünü toplayarak beyin gücünü yükseltir. Negatif enerjiyi toplayarak pozitif enerjiye dönüştürür. Depresyona faydalıdır. Şifa bakımından en güçlü taştır. Cilt göz hastalıklarına, alerjiye, migren ve baş ağrılarına, kalp rahatsızlıklarına, uykusuzluğa iyi gelir. Pembe kuvarsla birlikte kullanıldığında aklı güçlendirir ve kalbi korur.
TURKUAZ: İletişim, sadakat ve dostluğu sembolize eder. Nazara karşı etkilidir. Kemiklerin sağlıklı kalmasını sağlar. Kemik erimesinin önlenmesine yardımcı olur. Migreni hafifletir. Öksürüğü azaltır. Kan dolaşımı, ciğerler ve solunum sistemini destekler. Tansiyonu düzenler.
KEHRİBAR: Ağrıyan yerlere koyulduğunda ağrıları hafifletir. Kullanılan kehribarın ağrıyan yerin büyüklüğü kadar olması etkisini güçlendirir. Soğuk algınlığı, astım,guatr ve bronşit tedavisi için boyun bölgesinde kullanılır. Boğaz ve tiroid enfeksiyonlarını tedavide diğer taşlardan üstündür. Sol elde oynandığında bedenin elektriğini toplar. Elektrik yükünü azalttığı için depresyona da faydalıdır.
LAL(GARNET): Ticarette başarılı olmayı sağlar. Geçmişi hatırlamaya yardımcı olur. Hayal gücünü kuvvetlendirir. Karabasanları önler. Enerjisi damarlar için faydalıdır. Cinsel ilişkiyi ve duyarlılığı arttırır. Kristal kuvarsla birlikte kullanımı etkisini arttırır.
LAPİS LAZULİ: Melankoli ve depresyonu ortadan kaldırır. Kaygıyı azaltır. Kemikleri kuvvetlendirir. Tansiyonu düzenler. Tiroit bezlerini harekete geçirir. Küçük çocukların solunum yolu hastalıklarından korunmasını sağlar. Uyuyamama, işitme bozukluğu, solunum ve sindirim bozukluğunun tedavisine yardımcı olur.
MERCAN: Nazara karşı kullanılır. Ev ve ailelerdeki olumsuzlukları ve olumsuz enerjiyi ortadan kaldırır. Kararlılık sağlar. Konsantrasyon eksikliğini giderir. Heyecanları, aşırı duygulanmaları ortadan kaldırır. Kalbi ve dalağı kuvvetlendirir. Hormon sistemini dengeler.
ONİKS: Kadın erkek ilişkilerini dengeler. Evliler arasında uyumu oluşturur. Bağımlılıktan kurtulmayı sağlar. Otokontrol yeteneğini geliştirir. Meditasyon sırasında içimizi görmeye yardımcı olur. Seksüel hırsları zayıflatır.
SİTRİN: Başarı taşıdır. Aurayı temizler. Negatif enerjiyi dağıtır. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Antioksidan etkilidir. Göz hastalıklarına karşı koruyuucudur.
AKİK: Stresi yok eder. Enerji verir. Akıl ve mantık gücünü geliştirir. Nazara karşı koruma sağlar. Hamilelikte anne ve bebek sağlığı için faydalıdır. Tansiyonu dengeler.
AKUAMARİN: Bereket ve uğur taşıdır. Sezgileri kuvvetlendirir. Kendine güveni arttırır. Strese ve gerginliğe iyi gelir. Meditasyon için yararlıdır, belleği berraklaştırır. Solunum yolları rahatsızlıklarına, boğaz ağrılarına, astım, bronşit ve tiroit bezi rahatsızlıklarına iyi gelir..
Bugünlük bu kadar.. Devamı gelecek inşaallah...